Close

YOLLARDAKİ HAKLAR

Her gün dünyanın her tarafında insanlar hayatlarına dair çok zor bir karar veriyor: Daha iyi bir yaşam için evlerini terk etme kararı…

Tarih boyunca göç hayatın gerçeklerinden biri olmuştur. Göçün nedenleri çok çeşitli ve çoğu zaman da birbiri içine geçmiş karmaşık kararlar içeriyor. Bazı insanlar ekonomik koşullarını iyileştirmek ve daha iyi eğitim olasılıklarına sahip olmak için göç ediyor. Ama bir çok insan evlerini işkence, zulüm, silahlı çatışma, yoksulluk hatta ölüm gibi insan hakları ihlallerinden kaçmak için terk ediyor.

Tehlike ve korku dolu bir yolculuktan sonra ulaştıkları ülkelerde bazıları gözaltına alınıyor. Göçmen, mülteci ve sığınmacılar, onları destekleyecek hiçbir koruma mekanizmasına erişim hakkı olmadan her gün ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve ayrımcılık ile mücadele ediyor.

Uluslararası Af Örgütü çok uzun yıllardır göçmenlerin ve mültecilerin haklarının korunması için mücadele ediyor ve şunları talep ediyor:

Göçmenler için;

-Irkçı ve yabancı düşmanı saldırılardan korunma

-Sömürüden ve zorunlu işçilikten korunma

-Meşru gerekçeler olmaksızın gözaltına alınamama ve geri gönderilememe

-Ayrımcılığa uğramama

Mülteciler için;

-İnsan hakları ihlallerine uğrayacakları ülkelere geri gönderilememe

-Tehlike altında oldukları durumlarda yeniden yerleştirme

-Ayrımcılığa uğramama

-Çalışma, barınma, eğitim ve sağlık haklarına erişimin güvence altına alınması

-Özgürce hareket etme ve kimlik belgelerini saklama hakkı

Sığınmacılar için;

-Bir ülkeye sığınma talebi ile giriş yapma hakkına sahip olma

-İnsan hakları ihlallerine uğrayacakları ülkelere geri gönderilmeme

-Hızlı ve etkili sığınma prosedürlerine erişimlerinin güvence altına alınması

-Eğer geri gönderilmeleri gerekiyorsa bunun insan onuruna uygun koşullarda ve güvenli yollardan sağlanmasının güvence altına alınması

-İhtiyaçları doğrultusunda BMMYK’ya erişimlerinin güvence altına alınması

ARKA PLAN

2011 yılında Suriye’de şiddetlenen iç çatışmalardan dolayı, 4 milyondan fazla kişi, güvenlik ve koruma umuduyla Suriye’deki şiddet, zulüm ve tahammül edilmesi imkânsız koşullardan ülke dışına kaçtı.

Uluslararası toplum Suriyeli mülteci krizinde ise açıkça başarısız oldu,  mültecilerin büyük bir bölümünün güvenlik ve koruma bulma umudu karşılık bulmadı. Çatışmaların sona erebileceğine dair ise ufukta herhangi bir emare bulunmuyor, insanlar kaçmaya devam ediyor.

Dünyanın uzun bir süredir karşı karşıya kaldığı en ciddi mülteci krizinin esas sorumluluğunu ise Suriye’ye komşu olan ülkeler üstleniyor. Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır’dan oluşan bu beş ülke, Suriyeli mültecilerin yüzde 95’ini barındırıyor. Komşu ülkeler, Suriyeli mültecileri kabul etme sorumluluğunu aslında orantısız bir biçimde üstlendiler. 1 Ekim 2015 itibariyle, Lübnan’da kayıtlı 1,07 milyon, Ürdün’de 628.000 ve Türkiye’de ise 2,07 milyon Suriyeli mülteci bulunuyordu.

Suriyeli mülteci krizinin tarihsel büyüklüğüne ve krizin komşu ülkelerde yarattığı ciddi etkilere rağmen, uluslararası toplum tarafından verilen destek, var olan ihtiyacın gerçekten çok altında. Mültecilerin yoğun olarak barındığı beş ülkedeki (Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır) Suriyeli mültecilerin yeniden yerleştirilmeleri (resettlement) en acil olarak ele alınması gereken konulardan biri; ancak uluslararası ölçekte sağlanan toplam yeniden yerleştirme kotası utanç verici düzeyde düşük. Yeniden yerleştirilme ihtiyacı içinde oldukları değerlendirilen bu kişilerin tespiti ise Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisi (BMMYK) tarafından belirlenen ölçütler doğrultusunda yapılıyor.

Tahmini olarak küreselde toplam 1.38 milyon insanın önümüzdeki iki yılda acilen yeniden yerleştirilme ihtiyacı olacak. AB ülkeleri 2017 yılı sonuna kadar kapılarını 300,000 mülteciye açarak üstüne düşen görevi adil bir şekilde gerçekleştirebilir. Artan kriz durumu AB ve bazı diğer ülkelerin yeniden yerleştirme kotlarını arttırma kararı almalarını sağlamasına sebep olsa da sayılar halen anlamlı bir etki yaratmaktan çok uzak. Uluslararası Af Örgütü yürüttüğü çalışmalarla refah düzeyi yüksek ülkelere, yeniden yerleştirme ve diğer insani kabul programları sayesinde çok daha fazla Suriye’den gelen dezavantajlı mültecinin kabul edilmesi için kamuoyu desteğiyle baskı kurmayı hedefledi, buna da devam ediyor.

Uluslararası Af Örgütü krizin başladığı ve geçtiğimiz yıllar boyunca #SOSAvrupa  kampanyası ile AB ülkelerini mültecilerin Avrupa’ya ulaşması için daha güvenli ve yasal yollar sunmaya, Akdeniz ve Ege Denizi’nde hayatları kurtarmak için acil ve etkin bir insani operasyon oluşturmaya, sığınma arayanların haklarına saygı duyan sınır yönetimi politikaları benimsemeye ve mültecilerin korunması için daha adil sorumluk paylaşımını kabul etmeye çağırdı. Ayrıca AB liderlerini ana göç yolları üzerindeki insanları kurtarmak için, yeterli deniz ve hava kaynaklarının acilen konuşlandırılması yönünde yetki vermeye davet etti.

Bölgeden ayrılmak için güvenli yasal kanallar çok yetersiz. Çok sayıda Suriyeli,sınırları düzensiz yolları aşmaya çalışarak yaşamlarını tehlikeye atmak zorunda kalıyor. Uluslararası Af Örgütü’nün da belgelediği üzere, Avrupa Birliği ve üye devletleri, Suriyeliler de dâhil olmak üzere mültecileri ve düzensiz göçmenleri caydırmak amacıyla aşılması giderek daha da imkânsız hale gelmiş bir kale yaratmış durumda. AB, sınırlarını “korumak” amacıyla gelişmiş izleme sistemlerine yatırım yapıyor, üye devletlere kendi sınırlarını güçlendirmeleri için mali destek veriyor ve AB sınırlarında devriye gezen ve Avrupa sathında faaliyet gösteren sınır koruma görevlilerinin eşgüdümünü sağlayacak bir kurum oluşturuyor.

2015’in ilk sekiz ayında çoğu mülteci olan 381,000 insan daha güvenli bir yaşam için Avrupa Birliği ülkelerine ulaşmaya çalıştı. Bu mültecilerin 258,000’inin ilk giriş yerleri Türkiye üzerinden Yunanistan adaları oldu. Yunanistan adalarına ulaşan mültecilerin yüzde 92’si Suriye’den gelirken, diğerleri genellikle Afgan ve Iraklı. 2900 mülteci ise bu yolculuk sırasında hayatını kaybetti.

Kadınlar, erkekler ve çocuklar denizde boğularak ya da kamyonlarda nefessiz kalarak yaşamlarını kaybediyor. AB sınırlarında şiddet görüyor ve iltica başvurusunda bulunma hakkından mahrum bırakılıyorlar. Avrupa Birliği’ne girmeye çalışanlar haklarının riskte olduğu Libya, Fas, Ukrayna ve Türkiye gibi ülkelerde sıkışıp kalıyor. Bu ülkelerin bazılarında sosyal ve ekonomik haklara erişimleri olmadan yokluk içinde yaşıyor, bazılarında ise şiddet ve hatta işkence görüyor. Avrupa ülkelerine ulaşabilenler ise dövülüyor, kötü muameleye maruz kalıyor, günlerce sıcağın altında yürümek zorunda bırakılarak ve bazen bir şişe su bile verilmeksizin yardım alamıyor.

AB’ye giden nispeten güvenli rotaların tel örgülerle kapatılması, sınır denetiminin artması ve daha fazla sınır gücü istihdam edilmesiyle birlikte insanlar, kimi zaman onları trajik sonuçlara sürükleyen daha tehlikeli güzergâhları tercih etmek zorunda bırakılıyor. Avrupa Birliği’nin 2014-2020 döneminde sadece sınırlarını korumak için ayrılan bütçesi 2.7 Milyar Avro. Bu şekilde inşa edilen “Kale Avrupa” mültecileri güvenli bir yaşam için çıktıkları yolculukta hayatlarını riske atmak zorunda bırakıyor.

Avrupa’nın, tarihin en büyük krizlerinden biri ile ilgili durumu bu iken, Türkiye’de de krizden en çok etkilenen ülke olarak farklı sorunlar yaşanıyor.

Türkiye, resmi olarak, Suriyeli mültecilere yönelik açık kapı politikası uygulamaya devam ettiğini belirtiyor. Ancak acil tıbbi ya da insani ihtiyaçları olmadıkları sürece, yanlarında pasaportu olmayanların Türkiye’ye resmi sınır geçişlerinden giriş yapmaları, rutin olarak engelleniyor. Bazıları resmi geçiş noktalarına uzak yerlerde vahim koşullarda yaşamak durumunda kalırken, mültecilerin büyük bir bölümü zorlu ve çoğu zaman da tehlikeli olan düzensiz geçiş noktalarını kullanmak zorunda bırakılıyor. Mülteciler, bu noktalarda çoğu zaman kendilerini geçirecek olan kaçakçılara bel bağlamak zorunda kalıyorlar. Türkiye sınır görevlilerinin, mültecileri sınırdan geriye ittikleri ve düzensiz olarak yapılan girişleri engellemek amacıyla ölüm ve yaralanmalara sebebiyet veren dayak ve ateşli silah kullanımı da dâhil olmak üzere hukuka aykırı ya da istismar edici güç kullandıkları ileri sürülüyor.

Ülkedeki mültecilerin büyük bir bölümünün içinde bulunduğu durum da oldukça vahim. Türkiye, iyi kaynaklandırılmış ve 270.000’den fazla mülteciyi barındıran kamplar kurdu ve burada bulunan kişilere gıda ve temel hizmetlere erişim sağladı. Ancak Suriyeli mültecilerin çok büyük bir bölümü kamp dışında yaşıyor ve kendi yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyorlar.

Sonuç olarak, Türkiye’de bulunan yüz binlerce Suriyeli mülteci, konut, eğitim ve sağlık hizmetlerine yeterli erişimleri olmaksızın yokluk içinde ya da ciddi bir yokluğa düşme riski altında bulunuyor. Hatta, mültecilerin bir bölümünün içinde bulunduğu durum, savaştan harap olmuş Suriye’ye dönmeyi düşündürtecek kadar kötü.

Uluslararası Af Örgütü, başlattığı bu kampanya ile;

–    Uluslararası topluma, samimi bir sorumluluk paylaşımı ruhuyla, Suriye’den gelen mültecilere sağladığı desteği kayda değer bir düzeyde artırma;

–    Türkiye yetkililerine de mültecilere güvenli geçiş yolları sağlama ve uluslararası ortaklarla birlikte çalışarak mültecilerin temel ihtiyaçlarını karşılama çağrısında bulunuyor.

Eğer siz de Avrupa’nın kapılarını daha çok Suriyeli mülteciye açmasını ve Türkiye’deki mültecilerin insani koşullarda barınması ve diğer taleplerimiz için bize destek veriyorsanız, imza kampanyamıza katılın, mültecilerin sesine ses verin!

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ'NÜ DESTEKLE

Tüm dünyada 7 milyon insan…

Hakları korumak, güvence altına almak için Uluslararası Af Örgütü ile birlikte hareket ediyor. 

Sen de bülten abonemiz olarak bize destek ver, sesimizin daha gür çıkmasını sağla!

DESTEK